“David Isberg ve Mikael Akerfeldt tarafından 1990 yılında Stockholm’de kurulan Opeth, Death Metal’e progresif tarz sesler ve akustik öğeler kattı. Namları yükseldikçe, müzikte kategori sınırı tanımayan bir grup olarak bilinmeye başlandı.”
Evet, bayanlar baylar! Ben de biliyorum böyle bir yazı yazmayı! Sonuçta yıllardır dergi, internet sitesi okuyan insanız! Hiç öyle “ukala yazara bak” falan demeyin… Nefret ediyorum bu tür biyografi tarzı grup tanıtım yazılarından.
Tamam, konumuz bu değil… Konumuz ilahlarım; OPETH!
Bir çok müzik türünü bir arada harmanlayıp, hiçbirinin dozunu kaçırmayıp, herhangi bir aşamada sıçmayan grupların tümüne Opeth denilebilir bence. Çünkü saysan kaç tane böyle grup var ki?..
Şaka bir yana bu yıl 20. yılını kutlayıp, bize adeta bir hediye gibi, adeta 20 yıllık bir evliliğin ilk çocuğuymuş gibi tekrar Blackwater Park’ı hediye ettiler! “Legase Edition” adıyla çıkan bu box-set 1 CD (ki bildiğimiz Blackwater Park’ın üstüne “The Leper Affinity” şarkılarının canlı performansı eklenmiş hali) ve 1 DVD’den (Blackwater Park’ın 5.0 kaydediliş aşamasını içeren bir belgesel olan “Making Of Blackwater Park”ı içeriyor) oluşuyor. Ağabeyleri dergimiz Kara Kalem’in ikinci sayısında konuk etmemin nedeni ise hem bu albüm, hem de 20. yılları için ufak bir saygı duruşu…
Görüp görebileceğiniz en harmanlanmış, bol çırpılmış ama en kıvamlı müziği icra ettiklerine inandığım Opeth bu başarısını da aslında elemanlarının birbiriyle uyumluluğu ve Akerfeldt’in beyin kıvrımlarındaki o nadide müzik becerisine borçlu. (üç satırda bir gruba nasıl tapılır?)
Kabul etmemiz gerek, metal müzik dahilindeki progresif hep dışlanmış, belli bir yaştan önce de doğru düzgün kavranamadığı için üstüne atılan bokun, “aaabi o da metal mi yaa” eleştirilerinin hep hedefi olmuştur. Opeth de bu konuda eleştirilmiştir. Çünkü kendileri cidden “hafif” sayılabilecek bir müzik icra ediyorlar. Dünyanın bana göre en brutal ve clean geçişini kolaylıkla yapabilen vokali Mikael Akerfeldt’i bile bu duğrultuda harcayıp “abi adam Emrah gibi ya” diyebilenlerimiz var içimizde! Onları alkışlarla dışarıya alıyorum… Unutmamamız gereken bir şey var ki metal “en sert müziği biz yapalım “ müziği değildir. Hep en sertin sevilmesi gerekliliği de yoktur. Nice “örörörörör” metal grubu gördük dağılıp giden, “bayılıyoruz, ölüyoruz, bitiyoruz” diyen 15–17 yaş fan kitlesine sahip olan. Kaçı 20.yıllarını görüp hem de ekstrem bir müzik yapabildi? Kendi ülkelerinin gururu olarak ortaya çıkan kaç tane çok önemli ekstrem grubu sayılabilir? Ama “Opeth” denilince “İsveç’in gururu” diyoruz hepimiz, öyle değil mi?
Bu bağlamda eleştirilmesi gereken şey Opeth’in müzikal tarzının “hafifliği” değil, genel olarak metal dinleyici kitlesinin hoşgörüsüzlüğü, yeni şeyler dinlemeye karşı çıkışıdır!
Sosyolojik saptamalar yapıp, insanları kızdırmayı kesip Opeth’e dönecek olursak başarılar silsilesini hiçbir şekilde bozmadan ulaşılmış bir kariyer var önümüzde. Tamam, ufak tefek tökezlemeler elbette olmuştur ama “ah bak Opeth de sıçtı görüyor musun?” dediğimiz bir albüm bile getirilip önümüze konmadı. Hep Opeth dinleyicisine, onun beğenisine saygılı ama yine de her albümde farklı şeyler çıkartan bir grup imajıyla çıktı.
Ağabeyleri en son stüdyo albümleri olan Watershed ile tanıdım ve albümü ilk dinleyişimle vuruldum… “Demek ki benim istediğim müziği yapan bir grup manyak var” diyip deli gibi mutlu olduğumu hatırlıyorum…
Sonra tüm albümleri tek tek hatim ettikten sonra hala doyamayıp hala dinliyorum… Hala şarkıların arasında “aaa burada ne yapmışlar lan?” diyip şarkıyı geri sarıp tekrar dinleyebiliyorum. En çok bu yönlerini seviyorum mesela… Şaşırtabiliyorlar, şarkıların içine sonra sonra fark edeceğiniz bir sürü şey ekleyebiliyorlar. Bu yüzden seviyorum bu adamları…
Kişisel ağrılarınızı, sızılarınızı içine atabileceğiniz bir müziğin sahibi Opeth… Eğer kıymetini bilip onları hak ettikleri yerlere koyarsanız size mükafat olarak verdikleri şey sadece “iyi ve saf” müzik olmaz. Direnme gücü, umut da aşılar Opeth.
Eğer üniversite, KPSS, ALES gibi önemli bir sınavın eşiğindeyseniz (ehliyet sınavını saymıyorum, onu herkes geçiyor) soundtrack albümünüz bir Opeth albümü olsun, faydasını göreceksiniz.
Siz sayfayı çevirmek üzereyken;
“will their children cry
when their mother dies
and in the autumn of their lives
will they feel the same?”
Opeth – Hessian Peel (Watershed)
Sevgiler,
Andaç Üzel