Bu yazı boyunca Iron Maiden hakkında Google’da arayınca çıkmayacak bir şeylerden bahsetmek istiyorum size. Yani Iron Maiden’ın benim kişisel tarihimdeki öneminden bahsetmek istiyorum… Fazlasıyla kişisel bir hikâye o yüzden. İki-üç sene önceydi. Teyzem İngiltere’ye gitmişti. Gelirken de iki albüm getirmişti. Birisi The Number Of The Beast, diğeri Radiohead’in In Rainbows’u…
Bilen bilir; The Number Of The Beast bu devlerin birçok hitini taşır. Herhangi bir kötü şarkı yoktur The Number Of The Beast’ta… Son dakikasına, son saniyesine kadar emek harcanmış, öylesine de mükemmel olmuştur. Tüm enstrümanların ve vokallerin yeteneği, şarkı sözleri, birbirinin ardından gelip birbirine benzeyen ama asla sıkmayan melodiler ile dolu bir albüm…
Iron Maiden’ın grup kariyeri bu son cümlemdir zaten. Tüm bu öğelerin birleşimidir Iron Maiden. New Wave Of British Heavy Metal’inin ilki olmasa bile bana göre en iyisidir. (İlki için bkz: Judas Priest)
Düşünüyorum. Neden sıkılmıyorum diye… Çünkü ağabeyler o gün bugündür hayatımda aynı melodilerle dolaşıyorlar ama sıkılmak bir yana, dinledikçe dinliyorum… Bunun herhangi bir cevabını bulamadım bir dinleyici olarak. Bir Iron Maiden dinleyicisi olun ve hiç dinlemediğiniz şarkılar bulun, ya da ne bileyim yeni albümleri The Final Frontier’ı dinliyor olun, şarkının nerede hızlanacağını nerede temposunun düşeceğini kestirebilirsiniz. Bu tempo hızlanma ve düşmelerinin bana göre en üst düzey örneği de Children Of The Damned’tir. Ona apayrı özen göstermek, o şarkıyı cam fanusların içine koymak gerek…
Kariyerlerindeki ilk ve self-named -yani kendi adlarını verdikleri- albümleri daha punk bir havadayken işin renginin değişmesi de bana göre albümleri baştan sona sırayla dinleyince The Number Of The Beast ile oluyor zaten. Ama “Iron Maiden” albümlerinden de özellikle bahsetmek gerek. Oda benim için bir efsanedir. Döneminin en iyi albümlerindendir de bilirsiniz, grubu grup yapan şarkılar vardır. O şarkıların içinden sadece Prowler sıyrılabilmiştir. Ama o da The Number Of The Beast’ın ardından…
Hep geçmişi eşeleyip “vay ne günlerdi arkadaş ya” demenin bir anlamı yok. Çünkü The Final Frontier ile ilgili umutlarım büyük okuyucu. Biliyorum ki bizi üzmezler. Bu albüm yüzümüze yumruğu yapıştıracak.
Fakat şimdi önemli bir soruya geliyor sıra;
THE FINAL FRONTIER GERÇEKTEN DE SON SINIR MI?
Albümün adının ne kadar iddialı olduğu ortada. Belki de “biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu” demek için seçilmiş bir isim ama insan üstte büyük puntolarla yazdığım soruyu düşünmeden edemiyor okuyucu. Çünkü “son sınır” anlamına geliyor benim İngilizcemle The Final Frontier. Hatta üşenmedim emin olabilmek için Zargan’dan baktım “Frontier” kelimesini doğru bilip bilmediğimden… Öte yandan Dance Of Death albümlerinde de New Frontier diye bir şarkıları olması da dikkat çekici.Bence Iron Maiden bitmesin… Bu albüm son sınır olmasın rica ediyorum. Bu adamları ülke dâhilinde izlemeden ölmek de istemiyorum çünkü…
***
Iron Maiden, hayat değiştirendir. Sizdeki gücü, kuvveti size hissettirip sizi umutlandırandır. Lisede sizden enine boyuna büyük ve sürekli size sataşan herife atmak istediğiniz tokattır Iron Maiden! Eğitim sistemine, sınavlara, boyunuzdan büyük sırt çantanıza ettiğiniz küfürlerden her biri Eddie’nin suratını daha da asar, daha da sinirli hale getirir… Iron Maiden bir gün dünyanın herhangi bir yerine “Heavy Metal” dersi verilecek olsa “hayat değiştiren grup” statüsünde yer alması gerekir. Müzikal üstünlüklerini yukarda yazdığım için ayrıca burada da bahsetmeme gerek yok. Benim hayatım The Number Of The Beast’la değişmişti mesela. O gün bugündür metal dinlerim ben… Kendimi en güzel ifade edebildiğim müziği o albümle bulmuşumdur çünkü… Sonrası çorap söküğü kafası zaten. Peşin sıra yürüyen zevklerin oluyor, umutların, depresyonların… Hepsi de müziğinin ta içine işliyor.
***
Şimdilik beklemek zorundayız The Final Frontier’ı, yeni turneleri, hatta belki Sonisphere 2011 İstanbul ayağını… Benim umudum var! “Six-six-six! The number Of The beast!” diye bağıracağız şehir dâhilindeki statlardan birinde…
Bruce için söyleyeceğiz şarkıları. Zamanında pek de sevilmeyen ama yine de işinin ehli Blaze için, ilk albümün üstadı Paul Di’Anno için… Ve tüm girip çıkan grup elemanları için.
Iron Maiden, tarihtir ama asla kokmaz!
Sevgiler!
Andaç Üzel